Sınavın sorularını yanlış yerde mi arıyoruz?

Dünya hayatını bir sınav olarak görüyoruz ama sınav kağıdının aslında "evrenin kendisi" olduğunu unutuyoruz.

14 Oca 2026 - 11:30 YAYINLANMA

Bir Yaratıcı düşünün; atomdan galaksilere kadar muazzam bir mühendislik ve matematik ile kâinatı inşa etmiş. Ve inanca göre bize ilk mesajını tek bir kelimeyle gönderiyor: "OKU!" Henüz ortada bir kitap yokken gelen bu emir, aslında neyi işaret ediyordu?
Biz sınavı sadece şekilsel ritüellere indirgedik, oysa asıl sınav; bu muazzam sistemi anlamak, kâinatın şifrelerini çözmek ve "Sanatkâr"ı eseri üzerinden tanımaktı. Okunacak olan, kâinatın ta kendisiydi.
Bugün kaleme aldığım köşe yazımda;
* İlk emrin neden "Oku" olduğunu,
* Evrendeki her bir detayda saklı olan "ayetleri",
* Ve aklı kullanmamanın inançtaki ağır bedelini sorguladım.
Kâinatı okumadan, sınavı geçmek mümkün mü?

İLK EMİR "OKU"YDU: ÇÜNKÜ SINAV KÂĞIDIMIZ EVRENİN KENDİSİ
Yazar: Eyyüp Şahin Bakan
Tarih: 14.01.2026
Bir Yaratıcı var. Atomun çekirdeğinden galaksilerin sarmalına, kuantum dolanıklığından DNA'nın sarmal yapısına kadar muazzam bir matematik ve akıl ile bu evreni inşa etmiş.
Bizler ise dünya hayatını bir "sınav" olarak tanımlıyoruz. Ancak yüzyıllardır bu sınavın içeriğini yanlış yerden okuyor olabilir miyiz? Sınavın sadece "yap" ve "yapma"lardan ibaret olduğunu sanırken, asıl soruyu kaçırıyor olabilir miyiz?
Yaratıcı'nın bize gönderdiği ilk mesaja, o ilk emre dönüp bakalım. Bize ne namazı, ne orucu, ne de yasakları fısıldadı ilk önce. Tek bir kelime ile seslendi:

“Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O, kalemle yazmayı öğretendir." (Alak Suresi, 1-4)

Peki, henüz ortada okunacak bir kitap (Kuran) yokken, bu "Oku" emri neyi kastediyordu? Cevap çok açık: Okunacak olan, kâinatın kendisiydi.
Yaratıcı, insanoğlunu devasa bir laboratuvarın, muhteşem bir kütüphanenin, yani bu evrenin içine bıraktı. Sınavımız, sadece nefsimizle mücadele etmek değil; bu muazzam eseri incelemek, şifrelerini çözmek ve "nasıl yapıldığını" anlayarak Sanatkâr'ı tanımaktır.
Çünkü insan bilmediğine inanamaz, tanıyamadığına hayran olamaz. Yaratıcı, yarattığı sanatın "anlaşılmasını" ister. Kuran, yüzlerce ayetinde bizi sürekli doğaya, gökyüzüne ve yaratılışa bakmaya çağırır:

“Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, akıl sahipleri için gerçekten açık ibretler (ayetler) vardır." (Al-i İmran Suresi, 190)

Buradaki "ayet" kelimesi sadece kitaptaki cümleler değil, evrendeki her bir kanıttır, her bir doğa yasasıdır. Bir fizikçinin evrenin genişlemesini bulması, bir biyoloğun hücreyi keşfetmesi; aslında bu ayetleri okumasıdır.
Bizim asıl sınavımız; aklımızı kullanarak bu evren kitabını okuyup okumadığımızdır. Yaratıcı'nın büyüklüğünü ezbere cümlelerle değil; O'nun yarattığı sistemin mükemmelliğini keşfederek tasdik edip etmediğimizdir. Ne yazık ki biz sınavı, düşünmeden yapılan tekrarlara indirgedik. Oysa Yaratıcı, sınavın "akıl" üzerinden gerçekleştiğini şu sert uyarıyla hatırlatır:

“…Ve (Allah) pisliği, akıllarını kullanmayanların üzerine bırakır." (Yunus Suresi, 100)

Eğer bir cennet varsa, orası evreni "boş ve anlamsız" görenlerin değil; Yaratıcı'nın detaylardaki imzasını fark edip, "Ben senin yarattığın bu muazzam sistemi anlamaya çalıştım Rabbim" diyebilenlerin yeridir.
Belki de ilk emir olan "Oku"yu yerine getirmeden, diğer emirlerin bir ruhu kalmıyordur. Çünkü asıl sınav, kâinatı anlamaktır.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: