Kurşun Sıkmadan Teslim Almak: İtibar Kıyımı
Savaş dendiğinde aklımıza hala top, tüfek, sınır boylarındaki siperler geliyor. Oysa çağın en tehlikeli harbi, cephede değil, zihinlerimizde veriliyor. Bir ülkeyi topla tüfekle işgal etmeden önce, o ülkenin insanlarını "savunulacak bir değer kalmadığına" ikna etmek... İşte asıl işgal, tam olarak burada başlıyor.
Bugün yaşadığımız süreç, sıradan bir yozlaşma ya da gündelik siyasi çekişmelerin çok ötesinde. Adına ister "algı operasyonu" deyin, ister "toplum mühendisliği"; ortada korkutucu ve sistematik bir hedef var: Topyekûn İtibarsızlaştırma.
Dikkat edin; toplumun ortak paydası olabilecek, kitleleri peşinden sürükleyebilecek her figür, sistematik bir şüphenin hedefi haline getiriliyor.
* Bir sporcu uluslararası başarı kazanıyor, hemen arkasından başarısı dedikodularla gölgeleniyor.
* Bir din adamı veya kanaat önderi, toplumun manevi direği olması gerekirken, en ağır ithamlarla "güvenilmez" ilan ediliyor.
* Siyasetçiler, sadece rakipleri tarafından değil, "siyaset kurumunun kendisi kirlidir" algısıyla toptan lekeleniyor.
Amaç ne? Amaç çok berrak: Topluma "Bu ülkede güvenilir hiç kimse yok" duygusunu aşılamak.
Bir toplum, "Güvenilir kimse kalmadı, herkesin maskesi düştü" noktasına getirildiğinde, o toplumun direnci kırılmış demektir. Çünkü insanlar şahıslar için değil, o şahısların temsil ettiği değerler ve umutlar için mücadele ederler. Eğer o sembol isimler tek tek devrilirse, bilinçaltımıza şu zehirli fikir zerk edilir: "Herkes kötüyse, herkes çıkarcıysa; biz neyi, kimi savunacağız?"
Bu, fiili bir işgalin psikolojik altyapısıdır. Yarın öbür gün bu ülke gerçekten bir beka sorunuyla, fiziki bir tehditle karşılaştığında; insanlarda "Vatanı savunalım" refleksi yerine, "Uğruna savaşacak temiz bir şey kaldı mı ki?" hissizliğini oluşturma projesidir.
Bu bir itibarsızlaştırma işgalidir. Tutunacak tek bir dal, güven duyulacak tek bir kale bırakmamak üzerine kurgulanmış karanlık bir senaryodur.
Eğer biz, önümüze konulan her "skandalı", her "ifşayı" sorgusuz sualsiz tüketir ve "Zaten hepsi aynı" kolaycılığına kaçarsak, bu operasyonun gönüllü neferleri oluruz. Unutmayalım; kaleleri içeriden fethetmenin en kestirme yolu, askerlerin inancını kırmaktır. Bugün itibarlı kimse bırakmamak için saldıranlar, yarın savunmasız kaldığımızda karşımıza dikilecek olanlardır.
Bu oyunu görmek; sadece bir kişiyi veya kurumu savunmak değil, bizzat kendi geleceğimizi, umudumuzu ve direnme azmimizi savunmaktır.
Mutlu yıllar dilerim...