Göbeklitepe ve Karahantepe gibi önemli merkezleri de içeren 'Taş Tepeler' Projesi kapsamında yer alan Sayburç'ta tarihine ışık tutacak önemli bulgulara ulaşıldı.
İlkbahar ve sonbahar aylarında devam eden kazılarda son olarak, oyulmuş büyük bir taş eser gün yüzüne çıkarıldı.
Sayburç köyü sakinleri, söz konusu eseri "Tarihin ilk çiğköfte leğeni" olarak adlandırdı. Eserin hemen yanında bulunan konik taşlar ile diğer ezme aletlerinin de baharat ve et dövmek için kullanıldığına inanılıyor. Arkeologların detaylı incelemeleri sonucunda, taş kabın gerçek işlevi ortaya çıkacak.
HER ANLATI ÇÖKMEYE MAHKUM
Sosyal medyada bu konuda çok sayıda yorum yer aldı. Mehmet Yusuf Savaş'ın değerlendirmesi şöyle:
"Toprağından tarih fışkıran mümtaz memleketimde devam eden on iki tepe kazılarında, geçtiğimiz günlerde leğen benzeri bir nesne bulundu. Sayburç mevkisindeki keşfi kolaycılığa kaçan haber sitelerimiz hemen “ilk çiğköfte leğeni bulundu” başlıklarıyla popüler kültüre eklemledi.
Evet, binlerce yıllık bir yemeğe sahip olmak insanın gururunu okşayan bir hal ama gerçekler üzerine inşa edilmeyen her anlatı gün gelip çökmeye mahkum. Urfa tarihini hakikatleri göz ardı edip, sadece efsane ve tevatürlerle anlatırsak, gerçekliği gün gibi aşikar bulgu ve bilgiler de dinleyici nezdinde müphem hale gelir…
Bu arada sıfırdan efsane uydurmak zahmetli olur deyip; Nemrut’un, İbrahim peygamber için yaktırdığı ateşi, çiğköfte için milat kabul eden de var.
Her şeyden şu bilgiye sahibiz. çiğköftenin muhtevasındaki baş aktörlerden kuru isot ve frenk suyu bu topraklara ayak basalı iki yüz yıl bile olmadı. her iki sebze de Amerika kıtasının keşfiyle sırasıyla Avrupa ve Asya’ya geldi. Anadolu’ya biber ve domatesin giriş tarihi kabataslak, bin sekiz yüz ellili yıllar...
Yani en azından bugünkü tarife uygun bir çiğköftenin bu tarihten yoğrulmuş olması kabil değil. kaldı ki, sebzenin hayatlara girmesiyle, kurutulmaya başlanması arasında da, yaşamın doğal akışına göre epeyi bir zaman olmalı. yani elbette Urfalı bir arkadaş tepsisinde bulgur, kaşiflerin beraberinde getireceği biber ve domatesi beklemiyorsa…''
Bu arada isotun ilk ne zaman bugünkü usülle kurutulduğu da muamma. siyaha yakın rengini naylon poşet içinde almasından mütevellit, kuru isotun evveliyatının çok gerilere uzanmadığını bilmek için dahi olmaya gerek yok. Hasılı çiğköfte, bilinenin aksine mutfaklarımızın tarihi manada çok yeni bir misafiri olarak duruyor. yüz elli yıl gibi medeniyet inşasında dün denilebilecek bir geçmişe sahip olduğunu düşünüyorum.
Bunlar benim çıkarımlarım elbette daha kesin sonuca varmak için mekan olarak urfa’yi ele alan seyahatnameler incelenebilir. belki de bu konuya dair bir podcast bölümü yapmamız lazım..."
VALİ ŞILDAK'IN DEĞERLENDİRMESİ
Şanlıurfa Valisi Hasan Şıldak, geçen yıl Şubat ayında Şanlıurfa'nın Karaköprü ilçesinde keşfedilen Sayburç'la ilgili sosyal medya hesabında şu tanıtımı yapmıştı:
''Sayburç Kabartmaları, Bilinen İlk Mitolojik Hikayelerden Biri…
Sayburç’ta özel bir yapının içinde bulunan kabartmalar bölgeden bilinen en çarpıcı sahnelerden biridir. Kabartmalar Neolitik insanın sanatsal kabiliyetlerini ve mitolojilerini yansıtıyor.
Bitişik düzende inşa edilmiş 40 kadar konutun açığa çıkarıldığı Sayburç, Şanlıurfa’ya özgü kubbeli yapıların ilk örneklerini temsil ediyor.
Ana kayanın içine oyularak inşa edilen kamusal yapının duvarı boyunca devam eden sekisi, dikilitaş yuvaları ve sekinin ön yüzündeki insan hayvan kabartmaları ilk yerleşik toplulukların sanatta olduğu kadar mimarlık teknolojisindeki gelişmiş düzeyi yansıtıyor.
Konut yapılarının içinde, nişlere yerleştirilmiş insan kafatası ve kemikleri Neolitik Çağın bu aşamasında insanların ölüleriyle aynı mekânı paylaştıklarını kanıtlıyor.''
(Güncellendi)
Yorumlar
Kalan Karakter: